Türkçe / C1
Yüksek Ökçeler
Hatice Hanım, çok genç yaşta dul kalmış varlıklı bir kadındı. On üç yaşındayken altmış yaşında bir adamla evlenmesi, evliliği onun gözünde hastalık ve bakım sıkıntılarıyla birleştirmişti. Genç erkeklerin farklı olacağını söyleyenlere de onların bir gün yaşlanacağını hatırlatıyordu. Yeniden evlenmeye niyeti yoktu; Göztepe'deki evinden pek çıkmıyor, bütün dikkatini evinin düzenine ve yanında çalışanlara yöneltiyordu.
Başlıca merakı temizlik ve dürüstlüktü. Her sabah Eleni ve Gülter'le birlikte evi temizliyor, aşçı Mehmet'i her gün tıraş olmaya, baştan aşağı beyaz giymeye zorluyordu. Ona göre evde çalışanların dürüstlüğü de temizlikleri kadar kusursuzdu. Yiyeceklerin bulunduğu yeri kilitlemeye gerek duymaz, parasını ortada bırakırdı. Hele konuşurken gözlerini kaldırıp yüzüne bile bakamayan Mehmet'ten şüphe etmek aklının ucundan geçmezdi.
Evdeki hayatı sürekli denetimle geçiyordu. Odaları dolaşıyor, tavan arasına çıkıyor, mutfağa iniyordu. Çalışanlarına, kendisi nasıl başkalarıyla görüşmüyorsa onların da komşuların çalışanlarıyla görüşmemesi gerektiğini söylüyordu. Ona göre insanı yoldan çıkaran, başkalarıyla kurduğu ilişkilerdi. Mehmet bu öğüdü harfiyen yerine getiriyor görünüyordu. Hatice günde on defa bile mutfağa inse onu yalnız, tenceresinin başında buluyordu.
Temizlik ve dürüstlük kadar önemsediği başka bir şey de yüksek topuklu ayakkabılarıydı. Kısa boyunu bunlarla tamamlıyor, evin içinde bile onları ayağından çıkarmıyordu. Yüksek topuklarıyla merdivenleri tek seferde iniyor, ayak bileğini burkmadan bir aşağı bir yukarı koşuyordu. Evin içinde dolaşması, çıkardığı seslerden kolayca anlaşılabilirdi.
Derken baş dönmesi başladı. Çağırdığı doktor ona ilaç yazmak yerine ayakkabılarını çıkarmasını söyledi. Bütün rahatsızlığının sebebi yüksek topuklardı; düz, yumuşak, yün terliklerle rahat edecekti. Hatice öneriyi uyguladı. Gerçekten de iki gün içinde baş dönmesi geçti, dizlerindeki ve bacaklarındaki ağrılar kayboldu.
Ne var ki bedeninin rahatladığı sırada iç huzuru bozuldu. Dokuz yıllık çalışanlarının ahlakının iki günde nasıl değiştiğini anlayamıyordu. Eleni'yi kendi diş fırçasıyla dişlerini fırçalarken, Gülter'i reçel kavanozunu boşaltırken, Mehmet'i ise et yenmeyen bir günde bolca et yerken yakaladı. Bir hafta içinde on beşten fazla uygunsuz davranışa tanık oldu. Sonunda aşçısını, komşunun çalışanlarıyla büyük bir tabak pilavı paylaşırken görünce öfkeyle her şeyi kilitledi. Artık çalınacak bir şey kalmadığını düşünüyordu.
Ertesi sabah biraz geç kalktı. Aşağıya indiğinde Eleni ve Gülter görünürde yoktu. Mutfağa doğru yürüdü; aralık kapıdan gördüğü manzara karşısında neredeyse nefesi kesildi. Mehmet oturmuş, bir dizine Eleni'yi, diğerine Gülter'i almış, kollarını ikisinin beline dolamıştı. Hatice bakmamak için gözlerini kapadı. Fakat gözlerini kapatması, duyduklarını engellemiyordu.
Mehmet, Gülter'e artık neden şeker getirmediğini soruyor, kız da her yerin kilitli olduğunu söylüyordu. Aşçı, kendisi için helva sakladığı Eleni'nin geceleri neden gelmediğini de öğrenmek istiyordu. Eleni yakalanmaktan ve işten atılmaktan korkuyordu. Gülter ise asıl sorunu dile getirdi: Bu terlikler bütün işlerini bozmuştu. Eskiden Hatice evin en üst katında kıpırdasa yüksek topuklarının sesini duyuyorlardı. Şimdi gelişini işitemedikleri için ne yapsalar yakalanıyorlardı.
Konuşma sürdükçe Hatice, henüz kendisinin görmediği başka uygunsuzlukları da öğrendi. Dayanamayarak gözlerini açtı ve dokuz yıldır güvendiği üç çalışanını birden evden kovdu.
Ardından işe aldığı insanlarda da aradığı dürüstlüğü bulamadı. Tam iki yıl boyunca bu sıkıntıyla uğraştı. Varlığına rağmen çalışanları yüzünden zayıflıyor, sararıp soluyordu. Sonunda yüksek topuklu ayakkabılarını yeniden giydi. Onların sesine dönünce hırsızlıklar ve uygunsuzluklar bir kez daha gözünden kayboldu; Hatice de kendine geldi. Baş dönmesi geri dönmüştü, ancak doktorun onu yine sessiz terliklere mahkûm edeceğini düşünerek muayeneye gitmiyordu. Hiç olmazsa artık içinin rahat olduğunu söylüyordu.
English summary · includes the ending
Hatice is a wealthy young widow who cares greatly about cleanliness and honest behaviour. She trusts the people working in her house and leaves food and money unlocked. Because she is short, she wears noisy high heels, even indoors.
When she becomes dizzy, a doctor tells her to wear soft, flat slippers. Her health improves, but she starts catching her workers taking food and behaving in ways she dislikes. After locking the food away, she overhears them talking in the kitchen. They explain that her old shoes used to warn them when she was coming. The silent slippers have made their usual activities harder to hide.
Hatice dismisses all three workers. However, over the next two years, their replacements disappoint her too. Finally, she puts her high heels on again. She no longer sees the misconduct and feels happier. Although her dizziness returns, she avoids the doctor because he would recommend silent slippers again.
Adapted for Lejrbål from the credited source.
Read the source