Türkçe / C1

Perili Köşk

Short story

Sermet Bey dönüp arkasından gelen bekçiye, «İşte bir boş köşk daha», dedi. Küçük bir çamlığın önünde, beyazlığıyla göz alan şık bir bina duruyordu. Bahçede çiçek yetiştirilen yerleri yabani otlar bürümüş, demir kapıya iri bir «Kiralık» levhası asılmıştı. Bekçi başını sallayarak geçmesini, buranın kendisine göre olmadığını söyledi.

Ona kalırsa az önce gösterdiği küçük ev tutulmalıydı. Uğurlu bir yerdi; kim taşınsa erkek çocuğu oluyordu. Sermet Bey ise on iki kişilik ailesini beş odaya yerleştirmenin imkânsızlığını anlatmaya çalışıyordu. Geniş balkonları olan bu yayvan köşk, yirmi yıldır hayalini kurduğu yuvaya benziyordu. Bekçi ısrarının nedenini nihayet açıkladı: Köşkte peri vardı. Geceleri çıkar, içeridekilere rahat vermezdi.

Sermet Bey yalnızca gözünün gördüğüne, kulağının işittiğine bakarak hüküm verenlerden değildi. Ona göre yalan, insanın içine en kolay gözlerinden ve kulaklarından girerdi. Eliyle tutup yoklamadığı bir şeyin varlığından emin olamazdı. Görünüşe aldanmak mümkündü; dokunma duyusuysa öyle kolay kolay kandırılamazdı. Bekçinin sözlerini gülerek karşıladı: Perinin kendilerine bir zararı dokunmazdı.

Anahtar ev sahibindeydi. Hacı Niyazi Efendi, yakındaki ağaçların arasından çatısı görünen kırmızı evde oturuyordu. Oraya giderken bekçi köşkün geçmişini anlattı. On yıldır gelen kiracılar bir aydan fazla kalamıyordu. Önce hayalet beliriyor, sonra taşlar atılıyor, en sonunda camlar kırılıyordu. Anlatılana göre korkudan ölenler, hastalananlar olmuş; kiracılardan birinin karısı altı aylık çocuğunu düşürmüştü.

Hacı Niyazi eski bir memurdu. Görevinden ayrıldıktan sonra ev alıp satarak geçinmeye başlamış, fakat dürüstlüğüyle ün kazanmıştı. Köşkün perili olduğunu saklamaz, dışarıdan gelen, bu söylentilerden habersiz bir alıcıya satmaya yanaşmazdı. «Allah’tan korkarım», derdi. Kapıyı kendisi açtı ve Sermet Bey’in isteğini duyunca hemen anahtarı alıp önlerine düştü.

Bekçi köşkün kapısında kaldı. Sermet Bey, Hacı Niyazi’yle birlikte içeri girdi. Alt kat mermerdi; banyo, kuyu, sarnıç, kümes, ahır, ihtiyaç duyulabilecek her şey vardı. Bahçe bakımsız olmakla birlikte evin kendisinde kusur bulmak kolay değildi.

Yıllık kira yüz seksen liraydı, ancak üç senelik bedelin peşin verilmesi gerekiyordu. Ev sahibi bu şartı, başına gelenlerle açıklıyordu. Düşmanları köşkü boş bırakmak için peri söylentisi çıkarmış, komşular da bunu yaymayı görev edinmişti. Kiracılar sonunda işittikleri yalanları gördüklerini sanıyor, mevsime bile bakmadan kaçıyordu. Çıkanlar da dedikoduya katılınca malının geleceğinden kaygılanmaya başlamıştı.

Sermet Bey köşkün şimdiye kadar uzun süre boş kalıp kalmadığını sordu. Hacı Niyazi hemen hiç boş kalmadığını itiraf etti; fakat giren herkes ürküp gidiyordu. Sermet Bey ürkmeyeceğini söyledi. Üç yıllık peşin ödeme ağır gelse de üç odalı kulübelerin bile yüz elli liraya kiralandığı düşünülürse bu köşk kaçırılacak gibi değildi.

Aynı gün sözleşme yapıldı. Beş yüz kırk lira peşin ödenecekti. Evden çıktıktan sonra Sermet Bey bekçiye bahşiş verdi. Adam, parasına yazık olduğunu söylemeden edemedi: Hacı Niyazi her girenden böyle üç senelik kira alıyor, hiçbiri bir yazı çıkaramıyor, verdikleri para da yanıyordu.

Bir hafta sonra Sermet Bey kalabalık ailesiyle köşke yerleşti. Gündüz çalışıp geceleri eğlenmeyi benimsemişti. Çocukları okula gidiyor, kızları büyük ticarethanelerde kâtiplik yapıyor, karısı kız okullarında piyano dersleri veriyordu. Evde kalan yetmiş beş yaşındaki annesi de mutfakla ve hizmetçilerle ilgileniyordu. Akşamları çalgı, sohbet ve misafir eksik olmuyor; yemek gece yarısına doğru yeniyordu.

Aradan on beş gün geçmeden aşağıdan bir çığlık yükseldi. Hizmetçi Artemisya, çamların arasında beyaz bir şey dolaştığını söyleyerek yukarı koştu. Diğer hizmetçiler de onu görmüştü. Ailece arka balkona çıktılar. Beyaz hayal ağaçların altında durmuş, sanki köşke bakıyordu.

Sermet Bey bunu telkinin gücüne bağladı. Eve girdiklerinden beri peri hikâyesinden başka ne duymuşlardı? Kızı, gözlerinin önündeki şeyin nasıl hayal olabileceğini sorunca kalabalıkların bile aldatılabildiğini, bir göstericinin bütün seyircileri saatlerinin yanlış bir zamanı gösterdiğine inandırdığını anlattı. Görmek kanıt değildi; elini değdirebildiğinde mesele anlaşılacaktı. Karısının itirazını dinlemeden bahçeye indi. Fakat hayalet kaçıp kayboldu.

O gece ondan başka kimse uyuyamadı. Sonraki geceler de aynı görüntüyle karşılaştılar; Sermet Bey yaklaştığında beyaz şekil çamlığa sığınıyordu. Biraz alışır gibi olmuşlardı ki müthiş bir sarsıntıyla yataklarından fırladılar. Sabah yemek odasının yanında kocaman bir taş bulundu.

Artık iki gecede bir taşlar atılıyor, ev halkına uyku uyutulmuyordu. Annesi, kendilerini bu köşkten çıkarmazsa hakkını helal etmeyeceğini söylüyordu. Oysa beş yüz kırk lira verip yalnız iki ay oturmak Sermet Bey’in işine gelmezdi. Komşular sıranın camlara geleceğini söyledikçe sözleşmedeki, çıkışta bütün tamiratın kiracıya ait olduğunu belirten maddeyi hatırlıyor, daha da huzursuz oluyordu.

Sonunda taşınmaya karar verdiler, fakat uygun bir ev bulamıyorlardı. Bu arada köşkün eski bir mezarlık üzerine kurulduğu, mutfağın altında bir ermişin yattığı gibi yeni söylentiler dolaşmaya başladı. Taşlara ve kırılan camlara rağmen Sermet Bey hâlâ periye inanmıyordu. İçinin bulanmasına engel olamasa da hep aynı yere kaçan bu hayaleti çamlıkta beklemeyi düşündü.

Ertesi akşam, ailesinin karşı çıkmasına aldırmadan büyük bir çamın alçak dalına yerleşti. Gece yarısına kadar bekledi. Köşktekiler de meraklarından uyuyamıyor, balkonlarda dolaşıyordu. Derken beyaz şekil belirdi. Dokununca bir gölge gibi silineceğinden emin olmasına rağmen dizleri titremeye başladı. «Ben korkmuyorum», diye düşündü, «vücudum korkuyor.»

Usulca aşağı atladı, hayaletin arkasından yürüdü ve elini uzattı. Beyaz cisme dokundu. Hayalet fena hâlde ürktü, ama ortadan kaybolmadı; arkasına dönüp Sermet Bey’i görünce kaçmaya başladı. Bunun üzerine Sermet Bey peşini bırakmadı. Çamlığın sonundaki alçak duvara dayalı tahtaya tırmanırken yakaladı, direncini kırıp köşke sürükledi.

Bir lamba getirmelerini istedi. Ev halkı bahçe kapısına toplanmıştı. Hayalet beyaz örtüsünü bırakmak istemiyordu; Sermet Bey çekip alınca altında Hacı Niyazi Efendi’nin yüzü belirdi. Adam elleriyle yüzünü kapatmaya çalışıyor, yırtılan geceliği içinde sesini çıkaramıyordu.

Sermet Bey kahkahayı bastı. Annesi, insanları niçin korkutup deliye çevirdiğini soruyordu. Sebebini Sermet Bey anlamıştı. Büyük kızından sözleşmeyi, mürekkebi ve kalemi getirmesini istedi. Ev sahibine, korkudan zarar görenlerin hesabını vermek istemiyorsa söylediklerini yazıp imzalamasını emretti.

Hacı Niyazi, «Kiracım Sermet Bey’den köşkün altı senelik kirası olan bin seksen lirayı peşinen aldım», diye yazdı. Gerçekte ödenen miktar beş yüz kırk liraydı. İmzayı attıktan sonra beyaz örtüsüne yarım yamalak sarınıp her gece kaybolduğu tarafa gitti.

İki yıl geçti. Sermet Bey’in hâlâ köşkte oturması herkesi şaşırtıyordu. Komşular, «Galiba senin evin perileri başka yere göç etti; yeni kiracın hiç çıkacağa benzemiyor», dediklerinde Hacı Niyazi önce sararıyor, sonra kızarıyor, sonunda homurdanarak cevap veriyordu:

«Ne abdest, ne oruç, ne namaz! Kadın erkek, çoluk çocuk, hepsi akşamdan sabaha kadar sarhoş! Onlara peri değil, şeytan bile görünemez!»


English summary · includes the ending

Sermet Bey needs a large house for his family. He finds a beautiful property, but a watchman warns him that it is haunted. The owner, Hacı Niyazi, asks for three years’ rent in advance. Sermet pays, confident that ghosts do not exist.

Soon, a white figure appears among the trees. Whenever Sermet approaches, it escapes. Stones then hit the house, frightening his family. They want to leave, but this would mean losing the rent they have already paid.

Sermet hides in a tree and catches the supposed ghost. Under the sheet is the landlord, who has been frightening tenants away and keeping their money. Sermet threatens him with punishment and makes him sign a receipt for six years’ rent, although only three have been paid. Two years later, the family is still there. Asked why, the landlord complains that their drinking frightens away even the devil.

Adapted in contemporary Turkish for LEJRBÅL from Ömer Seyfettin’s public-domain story Perili Köşk.
Read the source