Türkçe / B2
Perili Köşk
Sermet Bey, yanında yürüyen bekçiye beyaz bir köşkü gösterdi. Küçük bir çamlığın önündeki bina, mermerden yapılmış gibi parlıyordu. Bahçesini yabani otlar kaplamış, demir kapısına büyük bir «Kiralık» levhası asılmıştı. Tam kalabalık ailesine göre bir yerdi.
Bekçi başını salladı. Ona göre biraz önce gördükleri beş odalı ev çok daha uygundu; üstelik oraya taşınanların erkek çocuğu oluyordu. Sermet Bey, on iki kişinin beş odaya nasıl sığacağını sordu. Bekçi sonunda asıl itirazını açıkladı: Beyaz köşkte peri vardı.
Sermet Bey güldü. Yalnızca gördüğü ya da işittiği için bir şeye inanmazdı. Göz ve kulak aldanabilirdi; ona göre en güvenilir kanıt, bir şeye eliyle dokunmaktı. Peri söylentisi yüzünden böyle güzel bir evden vazgeçecek değildi.
Anahtar, bitişikteki kırmızı evde oturan Hacı Niyazi’deydi. Oraya yürürlerken bekçi, on yıldır hiçbir kiracının köşkte uzun süre kalamadığını anlattı. Önce beyaz bir hayalet görünür, ardından taşlar atılır ve camlar kırılırdı. İnsanların korkudan ağır hastalıklar geçirdiği bile söyleniyordu.
Hacı Niyazi, evi gezdirmeyi hemen kabul etti. Köşkün perili olduğunu gizleyip onu habersiz birine satmaya çalışmadığı için dürüst bir adam olarak tanınıyordu. Bekçi dışarıda beklerken Sermet Bey odaları, banyoyu, kuyuyu ve diğer bölümleri dolaştı. Aradığı evi bulmuştu.
Yıllık kira yüz seksen liraydı. Küçük evlere bile yüz elli lira istenen bir zamanda bu fiyat oldukça uygundu. Ancak bir şart vardı: Üç yıllık kira peşin ödenecekti.
Ev sahibi, düşmanlarının köşk hakkında dedikodu çıkardığını söyledi. Komşuları dinleyen kiracılar bir süre sonra gerçekten hayalet gördüklerini sanıyor, bazen kışın ortasında bile kaçıp gidiyordu. Böyle devam ederse evi ne satabilecek ne de kiraya verebilecekti.
Sermet Bey şartı kabul etti ve beş yüz kırk lira ödeyerek sözleşmeyi imzaladı. Dışarıda bekçiye bahşiş verdiğinde son bir uyarıyla karşılaştı: Hacı Niyazi her kiracıdan üç yıllık parayı alıyor, ama kimse bir yaz bile kalamıyordu. Ödenen para da geri verilmiyordu.
Bir hafta sonra aile köşke yerleşti. Sermet Bey gündüz çalışıp gece eğlenmeyi severdi. Çocuklar okula gidiyor, kızları çalışıyor, karısı piyano dersleri veriyordu. Yaşlı annesi ev işleriyle ilgileniyordu. Akşamları müzik, misafir ve sohbet eksik olmuyordu.
İki hafta geçmeden hizmetçilerden biri çığlık atarak yukarı koştu: Çamların arasında beyaz bir şey dolaşıyordu. Ailece balkona çıktılar. Sermet Bey de şekli görüyordu, ama bunu duydukları hikâyelerin etkisine bağladı. Bir şeyin gerçek olup olmadığını anlamak için dokunmak gerekirdi. Ailesinin itirazlarına rağmen bahçeye indi. Hayalet ise kaçıp gözden kayboldu.
Bundan sonra aynı sahne her gece tekrarlandı. Ev halkı biraz alışmaya başlamıştı ki bir gece müthiş bir gürültüyle uyandılar. Sabah yemek odasının yanında büyük bir taş buldular. Taşlar gelmeye devam etti; kimsenin uykusu kalmadı.
Annesi taşınmaları için ısrar ediyordu. Sermet Bey, evde yalnızca iki ay kaldıktan sonra üç yıllık kira parasını kaybetmek istemiyordu. Komşular camların da kırılacağını söyledikçe sözleşmedeki tamir maddesini hatırlıyor, daha çok sıkılıyordu. Bütün masraf kiracıya aitti.
Sonunda gitmeye karar verdiler, fakat başka bir ev bulamadılar. Köşkün eski bir mezarlık üzerine yapıldığına ilişkin yeni hikâyeler de yayılıyordu. Sermet Bey’in içi artık rahat değildi; yine de periye inanmayı kabul edemiyordu. Hep çamlığa kaçan bu şekli orada beklemeye karar verdi.
Bir akşam ağaca çıkıp alçak bir dala yerleşti. Gece yarısı hayalet göründü. Dokununca yok olacağını düşünmesine rağmen dizleri titriyordu. «Ben korkmuyorum, vücudum korkuyor», diye geçirdi içinden.
Aşağı atlayıp arkasından yaklaştı. Eli beyaz şekle değdiğinde hayalet ortadan kaybolmadı; ürkerek kaçmaya başladı. Sermet Bey peşine düştü, duvara dayalı bir tahtaya tırmanırken onu yakalayıp köşke sürükledi.
Getirilen lambanın ışığında beyaz örtüyü çekti. Altından çıkan kişi Hacı Niyazi’ydi. Ev sahibi yüzünü elleriyle kapatırken Sermet Bey kahkahaya boğuldu. Üç yıllık kirayı alıp insanları korkutmak ne kazançlı bir işti!
Kızından sözleşmeyi ve kalem getirmesini istedi. Hacı Niyazi, korkuttuğu insanların başına gelenlerden dolayı cezalandırılmak istemiyorsa onun söyleyeceklerini yazıp imzalayacaktı. Ev sahibi, altı yıllık kira olan bin seksen lirayı peşin aldığına dair bir belge yazdı. Sermet Bey’in ödediği miktar ise bunun yarısıydı.
Aradan iki yıl geçtiğinde aile hâlâ köşkteydi. Komşular perilerin başka yere taşınmış olabileceğini söylüyordu. Hacı Niyazi önce sararıyor, sonra kızarıyor, en sonunda homurdanıyordu:
«Ne namaz var ne oruç! Hepsi akşamdan sabaha kadar sarhoş. Onlara peri değil, şeytan bile görünemez!»
English summary · includes the ending
Sermet Bey needs a large house for his family. He finds a beautiful property, but a watchman warns him that it is haunted. The owner, Hacı Niyazi, asks for three years’ rent in advance. Sermet pays, confident that ghosts do not exist.
Soon, a white figure appears among the trees. Whenever Sermet approaches, it escapes. Stones then hit the house, frightening his family. They want to leave, but this would mean losing the rent they have already paid.
Sermet hides in a tree and catches the supposed ghost. Under the sheet is the landlord, who has been frightening tenants away and keeping their money. Sermet threatens him with punishment and makes him sign a receipt for six years’ rent, although only three have been paid. Two years later, the family is still there. Asked why, the landlord complains that their drinking frightens away even the devil.
Adapted in contemporary Turkish for LEJRBÅL from Ömer Seyfettin’s public-domain story Perili Köşk.
Read the source