Türkçe / B2
Mermer Tezgâh
Cabi, İstanbul'u sokak sokak dolaşan, hayatı incelemeyi seven yaşlı bir adamdı. Okuma yazması vardı; ama ona göre kitaplar insanı gerçeğe yaklaştırmak yerine uzaklaştırıyordu. Asıl bilgi hayatın içindeydi. Kendisi de gördüğü insanlara öğüt vermekten hoşlanırdı.
Bir bahar sabahı Üsküdar'a geçerken Kız Kulesi'ni ziyaret etmeye karar verdi. Ne var ki yolda gördüğü bir marangoz dükkânı, kuleyle ilgili bütün sorularını unutturdu. İçerideki usta, beyaz mermer bir tezgâh üzerinde çalışıyordu.
Cabi önce mermerin eski bir dükkândan kalmış olabileceğini düşündü. İçeri girip sorunca marangoz hem dükkânı kendisinin yaptırdığını hem de mermer tezgâhı özellikle seçtiğini söyledi.
‘Elindeki aleti bir kez yanlış yere vurursan hem onu hem mermeri bozarsın’, diye uyardı Cabi.
Usta, yirmi yıldır marangozluk yaptığını, on beş yıldır bu tezgâhta çalıştığını ve bir kez bile yanılmadığını anlattı. Cabi gözlüğünü takıp mermeri incelediğinde gerçekten en küçük bir çizik göremedi. Usta, ellerinin becerisine güvendiği için mermer seçmişti.
Cabi bu açıklamayı kabul etmedi. Ona göre ustanın yanılmamasının sebebi becerisi değil, başka bir şey düşünmemesiydi. Aklına başka düşünceler gelse dikkati dağılırdı. Marangoz bu sözlere kızdı; konuşmayı kesip Cabi'yi gönderdi.
Cabi öfkeyle çıktı. Yine de gitmeden, ertesi gün ustanın tezgâhını kıracağını söyledi. Çevredeki dükkânlardan marangozun adının Ali olduğunu, yeni evlendiğini ve nerede oturduğunu öğrendi. Komşularının hepsi Ali'nin ustalığını övüyordu.
Bunun üzerine Cabi bir kuzu satın aldı, fırında kızarttırdı ve Ali'nin evine götürdü. Kapıyı açan eşine, kuzuyu kocasının gönderdiğini söyledi. Kadın yemeği içeri aldı. Cabi ise ertesi sabahı beklemek üzere Üsküdar'da bir odada kaldı.
Akşam Ali sofrada kuzuyu görünce nereden geldiğini sordu. Eşi, ‘Sen gönderdin!’ deyince şaşırdı. Bunu inkâr ettikçe eşi onun unuttuğunu ileri sürdü. Ali'nin, yemeği getiren adamın nasıl göründüğü ve sesinin nasıl olduğu hakkındaki soruları da sonuçsuz kaldı. Eşi, yabancı adama bakmadığını ve sesini de işitmediğini söylüyordu.
Tartışmaları yüzünden Ali hiçbir şey yiyemedi. Kuzunun nereden geldiğini düşünmekten bütün gece gözüne uyku girmedi. Sabah erkenden dükkânı açtığında da aklı hâlâ aynı sorudaydı. O kadar dalgındı ki kendisini izleyen Cabi'yi fark etmedi. Aleti indirince mermerden büyükçe bir parça koptu.
‘Hani hiç yanılmazdın?’ diye seslendi Cabi.
Ali'nin cevap veremediğini, sarardığını ve dudaklarının titrediğini görünce ona acıdı. Kuzuyu kendisinin gönderdiğini, amacının onu biraz düşündürmek olduğunu açıkladı. Ardından düşüncelerin dikkati nasıl dağıtabileceği üzerine uzun uzun konuştu. Çıkarken de ustaya mermer yerine ahşap bir tezgâh koymasını söyledi.
Bir saat sonra Kız Kulesi'ne gitmek için bir kayığa biniyordu. Birine ‘dikkatin gerçeğini’ öğrettiğine inandığı için pek memnundu.
English summary · includes the ending
Cabi likes studying life and advising other people. In Üsküdar, he finds a carpenter working on a marble bench. The man, Ali, says he has used it for fifteen years without making a mistake.
Cabi says this perfect attention comes from having nothing else to think about. Ali angrily sends him away. Cabi then learns where Ali lives, has a lamb roasted and delivers it to Ali’s wife, claiming her husband sent it.
That evening, Ali denies sending the meal. His wife insists he has forgotten. They argue, and she gives no useful information about the messenger. Unable to solve the mystery, Ali cannot eat or sleep.
Next morning, still distracted, he strikes the marble and breaks off a piece. Cabi reveals his trick, explains his ideas about thought and attention, and tells Ali to use wood instead. He leaves pleased with the lesson he believes he has taught.
Adapted for Lejrbål from the credited source.
Read the source